} ?>

“Çarşaf” varsa CHP’nin oyunu da vardır!

Mütedeyyin insanlardan oy alabilmek için “değiştik” diyen Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’si, ne yaparsa yapsın gerçek yüzünü bir türlü saklayamıyor.

Düşman işgalinden kurtuluşun 99’uncu yıldönümü nedeniyle düzenlenen skandal törende, arka bahçesi konumundaki ÇYDD ile birlikte, çarşaflı bir kadını zincire vuran, ardından soyduktan sonra özgürleştirdiğini iddia eden CHP’nin rezaleti gündemdeki yerini korurken…

Bu kez de lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, yıllar evvel katıldığı mezhepçi bir TV kanalında İslam’ın emri olan başörtüsünü, “Bir metrekarelik bez parçası”na benzettiği ortaya çıktı.

Hâlbuki Kılıçdaroğlu ne diyordu?

CHP Grup Başkan Vekili olduğun dönemde, üniversitelerde başörtüsüne serbestlik getiren kanunun durdurulması için Anayasa Mahkemesi’nin yolunu tutan kendisi değilmiş gibi şimdilerde, Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’nde siyasi ikbal peşinde koşan dönemin YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’a attığı bir mesajı delil göstererek, “Başörtüsü yasağı”nı kendisinin kaldırdığını iddia ediyordu.

Yukarıda da belirttiğim gibi…

CHP kafasına mensup kişiler yalıtık ortamlarından uzaklaştıklarında ne kadar “değiştim” deseler de kendi doğal ortamlarında tesettürlü bir kadın görür görmez kırmızı görmüş boğaya dönüyorlar…

Örneğin..

Kemalizm’in ve CHP’nin “ideolog”u kabul edilen Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 1915’te, henüz Osmanlı yıkılmamışken, “Batıcı hayat tarzı”na isyan ederek, “tesettürlü” kadınlara hitaben;

“Bu çirkin asrın, bu çirkin muhîtin yegâne süsü, yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Memnun ve müsterih (huzurlu) yaşamak için bu kanaat size kifâyet etmez mi?. Sakın onları çıkarmayınız, sakın onları atmayınız” şeklinde devam eden, değme Müslüman yazarlara taş çıkartan uzunca bir yazı kaleme almıştı.

Devamında, Türk milletinin başına gelen felaketleri, “Kadınların açılması”yla iltisaklandırmıştı.

Ne acıdır ki…

1915’te okuyan her Müslümanın hayran kalacağı mahut satırları kaleme alan Yakup Kadri, CHP’nin “Kılık-Kıyafet Devrimi”nden sonra “çarşaf” için “kara bir leke” diyebilme yüzsüzlüğünü göstermekte sakınca görmemişti.

Hatta!

Daha da ileri giderek, “Çocuğunu okutacak Kur’an kursu arayan çarşaflı kadınlarla, Cumhuriyet’in aydın fikirli gençlerinin oyları hiç bir tutulabilir mi?” diyerek, Aysun Kayacı’lar, Erol Evgin’ler gibi “seçkinci” ve “buyurgan” laikçi yobazların öncüleri arasındaki yerini almıştı. Maalesef bu savruluşun sonu da, vasiyetine uygun bir şekilde cenaze namazı dahi kılınmadan öylece toprağa gömülmek olmuştu.

Dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fikret Özden Boztepe de, görevini Orgeneral Rasim Betir’e devrederken yaptığı veda konuşmasında, kürsünün arkasındaki perdeye, sarıklı erkeklerin, çarşaflı kadınların fotoğraflarını yansıtarak; “Atatürk nesilleri” olarak adlandırdığı karşısındaki topluluğa, bunlara karşı “geri adım atmayın” tavsiyesinde bulunmuştu. Bu rezil konuşmayı izleyen toplulukta yer alan dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer ile CHP’lilerin Karaoğlan’ı Bülent Ecevit o rezil tavsiyeyi alkışlamakta sakınca görmemişti.

2008’de, Sancaktepe ilçe statüsüne kavuştuğunda, CHP’liler düzenledikleri törende aralarında başörtülü ve çarşaflı bayanların da bulunduğu binlerce kişiyi güya CHP’ye üye yapmışlardı.

Dönemin CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin de aralarında çarşaflıların da bulunduğu yeni üyelerden bazılarına altı oklu CHP rozeti takmıştı. Daha sonra yakalarına rozet takılan çarşaflı kadınların CHP’ye üye yapılmadıkları ortaya çıkmıştı. Köşeye sıkışan Gürsel Tekin de ‘sembolik birer rozet takıldı’ diyerek, rozet tiyatrosunu deşifre etmişti.

Gürsel Tekin asıl itirafı ise rakı kadehlerinin havada uçuştuğu bir barda yapmıştı.

Halkevleri mensuplarıyla Çiçek Bar adlı bir meyhanede buluşan Tekin, davetlilerden biri “çarşaf açılımı”na tepki gösterince…

“Eğer böyle yapmasaydık, geçen seçimde aldığımız oyda kalırdık!.. Oylarımız yükselmezdi!” diyerek her şeyin bir tiyatrodan ibaret olduğunu açıklamak zorunda kalmıştı. Bununla yetinmeyen Tekin, “Siz iktidar olmamızı istemiyor musunuz? Başka projesi olan arkadaş varsa sunsun, onu gerçekleştirelim” diyerek bir de yaptıkları takıyyeyi savunmuştu.

5 kuruş artistlik parası için takke takıp Minyeli Abdullah’ı canlandıran, kazandığı o parayla mübarek kandil gecesinde alkol eşliğinde yemek yiyen, Cuma hutbesinin de farzdan sonra okunduğunu sanan din cahili ve Tekin’in selefi Berhan Şimşek de, çarşaf açılımının bir düzmece olduğunu ve “fukaralar giyer” diyerek, çarşafın tercih değil mecburiyet olduğunu söylemişti.

Mersinli CHP’li bazı kokonalar da; Halifeliğin Kaldırılışı(!)nın 86. yıldönümünde, “cumhuriyete sahip çıkma” bahanesiyle düzenledikleri rezillikte; yanlarında getirdikleri çarşafları yırtıp yere atarak, üzerinde hayvanlar gibi debelenmişlerdi.

Özetle..

Başörtüsüne karşı düşmanlıkları kesin olan CHP’li seküler yobazların çarşafa karşı duruşları hiçbir zaman net olmamıştır.

Baskı altında, “Bu çirkin asrın yegâne süsü” dedikleri çarşafı, gücü ele geçirdiklerinde hakir görüp aşağılamakta beis görmezler.

Son günlerde durduk yere çarşafa saldırdıklarına göre, yakında yeni bir senaryo ile karşılaşırsak, şaşırmayalım!

Zekeriya Say/Yeniakit

Yayım tarihi
Gündem olarak sınıflandırılmış

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir