} ?>

Gerçeklerle yüzleşmenin vakti çoktan geldi

Bugün günlerden  19 mayıs, 19 mayıs tarihini masal tadında ezber tarih üzerinden öğrendiğimiz  için gerçeklerle yüzleşmenin vakti geldi..Bu konuda herkes yazamasa da Abdurrahman Dilipak tarihteki gerçeği ve günümüzü yorumladı.. Bazıları bu yazıdan hoşnut kalmayacak ama gerçekler acıdır.. işte o yazı..

Batı’nın bir düşmana ihtiyacı var. Düşmansız yapamaz. Batı, Aztek ve İnkaları yok etti. Kara derilileri köleleştirdi. Çin ve Hind’e boyun eğdirdi. Japonları ve Almanları teslim aldı. Latinler batı uygarlığı içinde eridiler. Bugün batının sekülerleşen, Protestanlaşan ruhu WASP geleneği içinde ABD’de yaşıyor. Aslında Biden’la birlikte Evengelik bir ülkeye, Demokrat maskeli, Globalist destekli Katolik / Cizvit başkan geldi. Vatikan’da bugün, bir zamanların aforoz edilen bir tarikat olan Cizvit kökenli bir Papa bulunuyor.

Bugün batı karşısında, tek bir cephe var, o da İslam! Medeniyet demiyorum. Ya da Müslümanlar demiyorum, İslam! Yediğimiz – içtiğimiz, mimarimiz, maarifimiz, hayat tarzımız, hayallerimizi süsleyen kavramlar – kurumlar ortada. Dahil olmak istediğimiz (!) bir aska yakın kapısında beklediğimiz “Medeniyet denilen maskara mahluk” malum. Batıya kalkmak için bekleyen marşandiz tren Ankara garında, “Hristiyanlığa mı geçsek” diye “sofra” kurup yol aradığımız günden bugüne bekliyor. Bu arada bu marşandiz tren paslandı, çürüdü, hatta artık hurda demir değeri bile yoktur. Oysa biz onların “ucuz asker deposu” olmayı bile kabul etmiştik. Onların ucuz iş gücü olacaktık. “Tom amca” olmak bile zafer olacaktı, ama hâlâ kapıda bekletiliyoruz.

Mustafa Kemal'e Samsun Vizesini Veren İngiliz

Huntington “medeniyetlerarası çatışma”dan söz ederken, aslında batının kendine bir rakip bulup, onu yenerek zaferini taçlandırması gerektiğini söylüyordu. İslam çok güçlü bir cepheydi, ama Müslümanlar değil. Onları kontrol edip yüceltmek ve sonra da alem-i ibret olarak cezalandırmak gerekiyordu ki, Müslümanlar yenilgiye uğratılırken, İslam da karşılarında bir güç olmaktan çıkarılabilsin ve Fukuyama’nın dediği gibi, batı, “Tarihin sonu”na kadar devam edecek evrensel bir medeniyetin tek ve tartışmasız galibi olsunlar.

Şimdi burada durup, kısa bir tarih turu yapalım. Endülüs devleti 711’de kurulmaya başlıyor ve 1492’de dağılıyor. Endülüs, Rönesans’ın arkasındaki itici güçtür. Endülüs Yahudileri, akademi, borsa, finansın aktarıcı unsuru haline gelir bu süreçte. (Irak ve Horasan Selçukluları 1092-1194), Irak ve Horasan, Büyük Selçuklu Devleti’nin merkezi durumundaydı. 960’da Anadolu Selçuklu Devleti, Irak Selçukluları, Kirman Selçukluları Horasan Selçukluları, Suriye Selçukluları isimleri ile oluşmaya başlayan, 1017’de kuruluşu tamamlanan Büyük Selçuklu İmparatorluğu 1194’de yıkıldı. Osmanlı devleti ise 1299’da kuruldu ve 1 Kasım 1922’de lağv edildi.

Haçlı Seferleri, 1096-1272 yılları arasında, Avrupalı Katolikler, Papa’nın cennet vaadi üzerine, Merkezinde Kudüs olan İslam coğrafyası üzerinde askeri ve siyasi hakimiyet kurmak için başlattıkları seferlerine denir. Toplamı 176 yıl süren 4 haçlı seferi oldu. Sonrasını biliyorsunuz, 1453 İstanbul’un fethi ile Bizans Latin işgalinden kurtarıldı ve Doğu Roma üzerindeki Haçlı hakimiyeti sona erdi.. 1500’lerde Amerika’nın keşfi, Kara derililerin köleleştirilmesi. Kendi aralarında 100 yıl savaştılar. 16. Yüzyıl başlarken 1529’da Martin Luther ve Jean Calvin Katolik Kilisesi’ne ve Papa’nın otoritesine karşı Reform hareketini başlattılar. 15 Ağustos 1534’de Paris’te Cizvit tarikatı kurulur. Bu tarihten 8 yıl kadar önce Hindistan’da Babur Şahlığı 1526’da kurulmuştur. Bu şahlık 1858’de dağılacaktır..

Kilise 1648’de Westefelya’da kaybolan otoritesini korumak ve sömürgelerden gelmesini beklediği gelirini garantiye almak için Derebeylerle anlaşmak zorunda kaldı. Bizde o yıllar Lale devridir. Batıda, sömürgelerden toplanan el aletleri ve el yazması kitaplar toplanmış, tercüme faaliyetleri hız kazanmıştır. Bunun sonucu Sanayi Devrimini hazırlayan ilk gelişmeler yaşanmaktadır. Yıl 1760. Ticaret burjuvazisinin yanında yeni bir sanayi burjuvazisi doğuyor. İlginçtir, 1783 yılında Kral 14. Louis’in emri ile Cizvit Rahipleri, İstanbul’daki, hâlâ faal olan Saint-Benoit kolejini Lazarist Rahibler’e devredecektir.. 1789 Fransız devrimi, 1851 Londra Fuarı, 1855 Paris Uluslararası Fuarı, Wictor Hugo’nun “Europe hayali” AB ile gerçekleşecek derken bu birlik dağılmanın eşiğine geldi.

Bizim ilk büyük kırımımız “Beytül Hikme”nin yakılıp-yıkıldığı 1258 Bağdat kuşatması ile oldu. Moğolların bu seferde 1 milyona yakın Bağdatlıyı öldürdüğü tahmin edilmektedir. Bu saldırı sonucu Abbâsî Halifeliği yıkıldı. Bu yıkımı gerçekleştiren Moğol imparatoru Hulagu 15 Ekim 2018’de doğdu ve 8 Şubat 1218’de İran’da öldü.

1735-1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı ile başlayan süreç 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ile biz Kafkasları kaybettik. Ruslar Yeşilköy’e, Sivas’a kadar geldiler. Hulagu da Konya’ya kadar gelmişti. Timur Ankara’ya gelmişti biliyorsunuz.

Bugün günlerden 19 Mayıs. Bilmem biliyor musunuz, bu tarihten bir ay önce Kars’ta, başkanlıkla yönetilen, Konfederatif bir İslam Cumhuriyeti, İngilizler tarafından yıkılmıştı. Bu İslam Cumhuriyetinde Germen asıllı Rus ve Rum Hristiyan milletvekili ve bakanlar da vardı. Anayasası, parası, pulu, ordusu vardı. Yapılan seçimde 18 yaşındaki delikanlılar ve kızlar da oy kullanmışlardı. Anadolu topraklarında kurulan İLK CUMHURİYET idi.
Mustafa Kemal Samsun’a giderken İstanbul limanı İngilizlerin kontrolündeydi. Bugün kayıp, seyir defteri bile bulunmayan Bandırma gemisinin demir attığı Samsun limanı da İngilizlerin kontrolündeydi. Geminin çıkışında seyir defterinde İngiliz liman görevlilerinin mührü vardı. Samsun’a yolcular ayak basmadan gümrük giriş kontrolü İngiliz görevliler tarafından yapılmış ve gemi defteri mühürlenmişti. Mustafa Kemal’in nereden, niçin geldiği ve nereye gittiği de biliniyordu. O bölgeler zaten Konfederasyona bağlı idi. Bizde Erzurum ve Sivas’ta bir okulun sınıfında toplanan yerel kanaat önderleri ile yapılan müzakereleri herkes bilir, ama nedense, Kars İslam Cumhuriyeti pek bilinmez. Kimse Camusev’i, Radinsky’i, Vasiliyedes’i bilmez. Kars kaşarını severiz ama neden kimse Malakanları bilmez. Neden aceba. Kars İslam Cumhuriyetini yıkıp, devletin 12 yöneticisini, oradan Batum’a, Batum’dan Malta’ya sürgüne gönderenler, 1 ay sonra Mustafa Kemal’i gemide karşılayıp Samsun üzerinden yola devam etmesine neden, nasıl, niçin izin verdiler aceba?.


Osmanlı yönetimi, Mustafa Kemal, Kars İslam Cumhuriyetinin yıkılmasından habersiz olabilir mi? Samsun’a gelince öğrenmemiş midir? Neden hiç bu Cumhuriyetten söz etmez. Cevabını arayan o kadar çok soru var ki! Bazı soruların cevabını bulmak için “bazan bir kamera, bir Tripod” da yeterli olmayabiliyormuş demek ki! Bu soruların gündem olması için “birilerinin aklını tatile mi göndermesi gerekiyor” yoksa! Aslında büyük gerçeğin kodları tarihin bu karanlık dehlizlerinde gizli.

Malumat olsun kabilinden, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Somerset Arthur Gough-Calthorpe tarafından 19 Nisan 1919’da Kars işgal edilerek İslam Cumhuriyeti yıkıldı. İngilizlerin daha sonra Ermenilere devrettiği Kars, 1920 sonbaharında Kâzım Karabekir komutasındaki birliklerimizin bölgeyi ele geçirmesine kadar 1,5 yıl işgal altında kaldı.

Ve bugün! Peki bundan sonra ne olacak? “Bu ifridden sual”in cevabını kim verecek. Selâm ve dua ile. Abdurrahman Dilipak/Yeniakit. 19 Mayıs-2021

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir